Google’da Bir Sene

-Üzgünüm, bu şartlar altında seni burada başlatamayız.

-Mezun olmasam? Okulumu uzatabilirim.

Özgür’ün yüzünde ufak bir gülümseme belirdi.

-İyi bile edersin. Buranın koşulları çok iyidir. Hem kendine de çok şey katarsın.

Bir sene süren staj maceram az kaslın böyle direkten dönecekti.

Google’a stajyer arandığını okulda aldığım e-ticaret dersinde öğrendim. Dersi veren hocamıza bir e-posta gelir: Stajyer arıyoruz. Yüksek potansiyelli öğrencilerine bahsedebilir misin? Hemen enteresan bir CV hazırladım. Tasarım benim değil, internette gezerken görmüştüm. Yine de kısa süre sonra telefon mülakatı için bir davet aldım.

Mülakat

Heyecanla telefonun çalmasını beklerken üniversite yurdumun boş çalışma odasındaydım. Önümde bilgisayarım hazır son tekrarlarımı yapıyordum. Telefon çaldı. Mecburi selamlaşmaların ardından direkt konuya daldık:

-Türkiye’deki ajansların sayısını artırmak için ne yaparsın? (10-15 saniye sonra) Alo?

-Düşünüyorum bir saniye.

15-20 saniye sonra önümdeki kağıda bir şema çizmiş ayakları çok yere basmayan sistemi anlatmaya başlamıştım. Okullarda ders açıp dijital reklamcılığın kariyer olanağı olarak gözükmesini sağlarım, SGK ile işbirliği yapıp işsiz insanlara AdWords sertifikası kazandırırım…

Yarım saat sonra hala telefonda mülakattaydık ve kendimi kaptırmıştım. Hatta öyle ki “Google Chrome’un yatırım dönüşünü nasıl hesaplarsın?” sorusuna verdiğim cevap kabul edilmeyince sinirlenmiş, “doğru cevabı” öğrenince ateşler içinde “Hayır, yanlış biliyorsunuz.” gibi ahkam kesmeye başlamıştım. 45 dakikanın sonuna geldiğimizde arkadan bir alarm sesi duydum. Teşekkürler diyip telefonu kapattı.

Süreç beklediğimden hızlı ilerliyordu. Yüz yüze mülakata çağrılmıştım. Mülakatta içime sinmeyen cevaplarımı gözden geçirip üzerlerine düşündüm. Defterime birkaç sayfa ne olur ne olmaz notları aldım. En güzel kıyafetlerimi bir kenara bırakıp önceki akşam heyecan içinde uyudum.

Ertesi sabah gün ışığıyla uyandığımda her şeyin yolunda gitmediğini anlar gibiydim. Kış aylarında olacak gibi değildi. Saate bakıp “Eyvah, eyvah, eyvah” diye koşmaya başladım. Mülatak için odaya girdiğimde ikinci mülakatıma sadece 20 dakika kalmıştı.

Hong Kong’da aldığım satış dersinde hocamız “Bir yere geç kalırsanız kalan vaktinizi özür dileyerek veya satışı kapatarak geçirebilirsiniz.” demişti. Ben de kalan süremi mülakatı mükemmel yaparak geçirecektim. Kesinlikle anlatmak istediğim noktaları kafamda toparlarken karşıma Özgür Kirazcı geldi.

-Kusura bakmayın geç kaldım. İkinci mülakatıma 20 dakika kaldı. Benimle bu kadar mı görüşeceksiniz?

-Biz seni tanımak için buraya çağırdık. 15 dakikada tanıyamam. Normal uzunlukta, bir saat mülakat yapacağız.

Güzel bir mülakattan sonra içeri Serkan Girgin geldi. Telefonda da onla konuşmuştuk. Soru sordu, uzun duraksamalarıma alışmış gibiydi. Cevaplarımı dinlerke pata küte klavyesine notlar alıyordu. Google mülakatları adaydaki 4 özelliği ölçmeye yöneliktir: Zihinsel yetenek, uzmanlık, liderlik, Googliness. Aylar sonra anladım ki ben üçünü yapıp liderlik sorusunda toslamışım. (Tabi mülakatın sonlarına doğru tatmin edici cevabı verdim.

-Diyelim ki bir proje yönetiyorsun. Tasarımcıyla çalışacaksın. Tasarımcıya işini nasıl yaptırırsın?

-Erkenden sıraya girerim, aldığı işleri sırayla yapacağı için sıramı takip eder vaktinde işimi teslim alırım.

-Peki sıran geldi, işini yapmamış. Ne yaparsın?

-Neden yapmamış?

-Başka işi varmış.

-E bu da iş değil mi? Sıra yok mu?

-Önceliklendirmemiş veya önceliklendirememiş. Ne yaparsın?

-Şikayet ederim.

-Kime?

-Bilmem? Sana?

-Ben ne yapacağım?

Olacak gibi değil. Daha uzatmadan doğru cevaba, mülakat sonunda yaklaştığım cevaba gelelim. Yapmamız gereken projenin ne kadar önemli olduğunu anlatıp ona projenin bir parçası olmayı istetmem, bu başarıda yer almak istemesini sağlamam gerekiyor. Çünkü adam (tasarımcı, veya başka herhangi biri) robot ve başka departmandan gelen işleri yapmak zorunda değil. Kendi OKR’ları var ve buna hizmet etmediği sürece ona iş yaptırmak çok zor.

İlk Aylar

Ofise ayak bastıktan sonra güzel bir kahvaltı, kısa bir tanışma sonrasında masama geçip örümcek adam gibi oturmaya başladım. Kısa süre sonra önüme bir chromebook, 20-30MB büyüklükte dosyalar, bir tane de kitapçık geldi. Müdürüm Serkan “İki hafta sonra yaptığın analizleri bize sunmanı istiyoruz. Ne gibi çıkarımların olacak, neyi değiştirirsin?” dedi.

İki hafta içinde farklı farklı toplantılara girip rolüm gereği birlikte çalışacağım insanlarla tanıştım. Çoğu kral insanlardı. Ancak iki hafta boyunca bu kapsamda bir Türkle tanışmamak ofis günlerimin biraz garip geçeceğine işaretti. Çünkü aylar sonra ofiste herkesin harıl harıl çalıştığı bir günde ben kahve makinesinin başına geçmiş kalpli latte yapmaya çalışacaktım.

Zaman ilerledikçe o işe bu işe salça olarak büyük resmi görmeye başlamıştım. Artık “iyi çocuk Cem” olmaktan çıkıp “X işin uzmanı Cem” noktasına gelmeye başlamıştım. Süreç beklediğimden çabuk gelişti ama. Raporlama fevkalade bir düzeyde. Hatta yakın zamanda bir arkadaşım yaptığı işleri anlatırken “Bu rapor otomatik güncellenmiyor mu?” diye sordum ve istemeden burnu havadalık yaptım. Sonuç olarak çok fazla data, kısmen anlamlandırılmış, insanların önünde hazır duruyor. Bunlara bakıp anlam çıkarabilen, sayılarına hakim olan kısaca konunun bilirkişisi haline gelebiliyor. Çünkü seviyeler arasında bilgi asimetrisi yok. “O kişi müdür onun bildiği benim bilmediğim şeyler vardır.” demek anlamsız. Her şey ortada.

Kemal Sunal Doodle’ı

Yöneticimin neredeyse haberinin bile olmadığı iş benim için en keyifli ve en geniş tesiri olan iş oldu. Kemal Sunal Doodle’ı. Aylar öncesinden planlarken en çok Kemal Sunal’ı istediğimi söyledim Doodle takımına. Tahmin edersiniz ki mücadele vermem gerekmedi. Eğer hatırlayamadıysanız buyurun.

Satış operasyonunun yeniden yapılandırılması

B2B pazarlamada çalıştığım için Doodle gibi küçük kaçamaklar haricinde sahnenin arkasında yer aldım. Bu proje en çok vaktimi alan, en keyifli ve en çok geliştiğim proje oldu. Kağıthane’de yer alan bir ekip KOBİ’lere ücretsiz reklam kurulum ve optimizasyon desteği veriyor. Hedefleri tutturamıyoruz ve sürekli yaptığımız tartışmaların sonu bir yere varmıyor. O sıralarda yaptığım araştırmalar pazarlama ve satış ekiplerinin her zaman aralarında küçük bir sürtüşme olduğunu, iki tarafın birbirini suçlamaya çok eğimli olduğunu anlatıyordu. Evet.

Serkan bir toplantıdan sonra bana durumu sordu. “Satış yapacağız ama yeteri kadar çağrı alamıyoruz, arayacak firma vermeniz gerekiyor.” gibi şikayetler almıştık. Anlattım. Rakamlarımız oldukça iyiydi. Elimize geçen her fırsatta satış ekibini büyütmeye, güçlendirmeye çalışıyorduk, bu da rakamlara yansıyordu. “Bu raporları sen her hafta inceliyorsun, bulgularını bize her hafta e-posta at, onun üzerinden konuşalım.” dedi. Eyvallah. İlk hafta hazırladım bir rapor, gönderdim. Ses seda yok. Haftalık toplantıda daha iyi bir konumdaydık. Ertesi hafta raporu hazırlarken formatı değiştirdik. Bulguları aşağıya alıp yapılması gerekenleri maddeler halinde yukarıya yazdım. Her maddenin de açıklamasını aşağıya ekledim. Artık top onlardaydı. Her perşembe raporun takibini yaparak eksik noktaları tekrar hatırlatıyordum. Yol almaya başlamıştık. Asıl kasırga raporu ingilizce yazıp bire bir operasyonun sorumlusunu ekleyince koptu. Artık perşembeye kalmadan anlaşılmayan yerlerin detayını öğrenmek için insanlar beni aramaya başladı.

Teşekkürler

Bu seneyi mükemmel kılan çok insan var. Ancak hayatımın ilk ve son müdürü Serkan Girgin'in yeri çok ayrıdır. Staj tecrübemi adeta bir master programına çevirdiği için kendisine çok teşekkür ediyorum.

2020 senesinden güncelleme: Serkan müdürüm ile kopmadık ve hala arada haberleşiyoruz.

Cuma günü çok güzel bir kutlamanın arından ertesi gün ikinci bir pasta keserek yeni / eski işime başladım.